Zaman…

Geçiyor her şey, akıyor nehir, çağlayanlar durmadan akıyor, deniz dalga dalga akıyor durmadan.

Geçiyor zaman, akrep yelkovanı, yelkovan akrebi kovalıyor ardı sıra.

Geçiyor her şey. Acılarımız geçiyor, hastalıklarımız geçiyor, mutluluklar kimi zaman elimizden akıp gidiyor, sevilen yar göçüp gidiyor bu diyardan, iş geçiyor, güç geçiyor, kopamadığımız şeylerden bile zaman bizi koparıyor apansız ve amansız bir şekilde.
Yıllarca vazgeçemediklerimizden zaman ayırıyor bize sormadan.

Akıyor yürekte ateşin koru, kan sıcak sıcak damarlardan geçiyor, yeniden hayat katabilmek için.

Yeniden dirilişin başlaması için geçiyor her şey.

Tebessümler ağlama ile geçiyor, sağlık hastalık ile, bekârlık evlilik ile, işsizlik iş ile, yorgunluk dinlenme ile, fakirlik zenginlik ile, ayrılık kavuşma ile, sıcaklık serinlik ile, kıtlık bolluk ile, çirkinlik güzellik ile geçiyor.
Geçmeyen şey sevgi.

Yürek yanıyor yanıyor, korlar her bir hücreye nüfuz ediyor tekrar yanıyor, sevgi tekrar tekrar artıyor.

Gözler ağlıyor ağlıyor, sevgi gittikçe artıyor insan hayatında. Bu sevgi arttıkça dünyaya geliş amacını hatırlıyor insan veya hatırlatılıyor.

‘Ben seni âlemlere rahmet olarak yarattım’ diyor ALLAH, Habibine (sevgilisine). Peygamberimize, Habibim hitabıyla hitap ediyor, sevgili diyerek.

Ve ALLAH cc hayatın her köşesine sevgiyi bir şifre olarak yerleştiriyor. Sevgi ile yoğrulmaya, sevgi ile büyümeye, sevgi ile olgunluğa ve sevgi ile gerçek Yâre(ALLAH cc) kavuşuyor tüm yaratılanlar.
Ölüm bir geçiş olarak sunuluyor yaratılan her şeye.

Dağa, taşa, toprağa, suya, güneşe, buluta, insana, hayvana, bitkiye yaratılan tüm mahlûkata.

Said Nursi tefsirinde, ‘ölüm bir yok olma değil’ diyor.

Kavuşma olarak tanımlıyor. Her gün doğan güneş ve ardınca çıkan ay zamanın geçtiğini bize alenen gösteriyor ve bizim hazırlıklı olmamız için geçici şeylere tamah etmememiz gerektiği hatırlatıyor.
Yeryüzünde en zengin olan Karun ölmedi mi? Bin yıl yaşayan bir peygamber bu seyrengahtan geçip gitmedi mi?
Kış ayı geçmemiş olsaydı, yazı görebilir miydik?

Yaz geçmemiş olsa idi yeryüzü o beyaz örtüyle kaplanabilir miydi? Ağaçlar yapraklarını dökmeden dinlenmeye çekilebilir miydi?
Hep çocuk kalsa idik gençliği görebilir miydik, hep genç kalsak yaşlılığı, hep yaşlı kalsak ahireti. Zamanın içinde sıralanıvermiş tüm yaşanacaklar. Güneşin batışı ile doğuşu arasına sıkıştırılıvermiş her şey.
Yaşam bir çizgi ve hakikat zincirleri arasına sıralanmış. Birbirine bağlanmış olan yaşamların içindeki sırları çözemiyoruz çoğu zaman. Ama gençliğimin son baharında bir şey daha öğretiyor Yaratan;

O’na Tevekkül etmeyi.
Eş, çocuk, anne, baba, arkadaş, sırdaş, dost, komşu, akraba.

ALLAH c.c. bunları insanlara hayatın bir parçası olarak sunmuş. Ama onlara bağlı kalarak yaşamayı söylememiş. Ölüm insanın kapısına gelince ne anne kalıyor, ne baba, ne eş, ne akraba.

Varılacak tek yer o zaman ortaya çıkıyor. İnsan kendi devam ediyor artık yoluna. Ama ALLAH c.c. ölümle insanları mahzun etmiyor, geride kalanları sefil etmiyor, hayatın içindeki hakikatleri gösteriyor yavaş yavaş.

Bir şeyi alırsa, birden fazla nimetler veriyor yarattığı tüm canlılara. Aslında kader dediğimiz olgu çok büyük sırları yükleniyor sırtına.
Bir çocuğun doğum zamanı ayarlanıyor, bir güneşin batışı, bir meyvenin olgunlaşması, bir varlığın ölümü, iki insanın bir anda karşılaşıp birbirlerini sevmesi, yağan yağmur, açan çiçekler, kazanılan zaferler ve karşısında mağlubiyetler her şey tespih tanesi gibi sıralanmış.

Bizler ancak olaylar vukuu bulunca anlayabiliyoruz.
Yaşayacağımız çok şey var belki, ya da son demlerimizi geçiriyoruz. Bir saniye sonrasını göremiyor insan. Hayatın içindeki nimetler ve müsibetler insana bir sürpriz. Ama içinden hiçbir vakit şer çıkmıyor.
Tevekkül ipine sarılınca insan hakikatleri farklı bir pencereden bakıyor. Başına gelenlere üzülerek kendini paralamak yerine kalbini ‘Kalbin Sahibine’ yaslıyor

Tüm olumsuzluk ve kötülüklere rağmen hayatta, iyilik ve fedakârlık kazanıyor Sevmesini bilip sahip çıkana hayat daha geniş geliyor.


Reklamlar
Published in: on Ekim 14, 2008 at 4:07 pm  Yorum Yapın  
Tags: ,

The URI to TrackBack this entry is: https://gulyetimi.wordpress.com/2008/10/14/zaman/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: